Yargıtay CGK 2014/7 Esas 2014/322 Karar 10.06.2014 Tarih

Uyuşturucu madde ticareti suçundan sanık F.. B..’in beraatine ilişkin, Adana 4. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 31.05.2007 gün ve 84-138 sayılı hükmün Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 10. Ceza Dairesince 15.10.2012 gün ve 11616-15291 sayı ile;

“Olay tutanağı, sanık savunması ve dosya kapsamına göre, montunun cebinden 9 paket halinde kağıda sarılı halde esrar elde edilen sanığın eyleminin uyuşturucu madde ticareti yapma suçunu oluşturduğu gözetilmeden, sanık hakkında yazılı gerekçe ile beraat kararı verilmesi” isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.

Yerel mahkeme ise 21.02.2013 gün ve 385-109 sayı ile;

“Sanık hakkında uyuşturucu madde ticareti ile cezalandırılması istemiyle kamu davası açılmış, sanık savunmasında atılı suçu işlemediğini, uyuşturucu madde ticareti yapmadığını, uyuşturucu madde kullandığını belirtmiştir.

Mahkememizin 31.05.2007 tarih ve 2007/138 karar numaralı ilamı ile sanığın savunmasına itibar edilerek uyuşturucu madde ticareti suçundan dolayı beraat kararı verilmiş, uyuşturucu madde kullanmak suçundan dolayı da Cumhuriyet Savcılığı’na suç duyurusunda bulunulmuştur.

Dosya içerisinde sanığın savunmasının aksine maddi bir delil bulunmamaktadır. Sanık hakkında uyuşturucu madde ticareti yaptığına dair önceden yapılmış bir ihbar, Narkotik görevlilerce yapılmış teknik takip ya da fiziki takip bulunmamaktadır. Sanık Asayiş görevlilerince yakalanmış, bilahare Narkotik görevlilerine teslim edilmiştir. Evinde yapılan aramada uyuşturucu madde ele geçmemiştir.

Ceza hukukunun temel amacı maddi gerçeği hiçbir duraksamaya yer bırakmayacak şekilde ortaya çıkarmaktır. Maddi gerçeğin ortaya çıkarılması soyut iddiadan öte maddi ve denetlenebilir delillerle desteklenmelidir.

Dosya kapsamında yukarıda belirtildiği üzere sanığın uyuşturucu madde ticareti yaptığına dair Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarıyla da belirlenen kriterler çerçevesinde maddi bir delil bulunmamaktadır. Bu itibarla sanığın savunmasına itibar etmek gerekmiştir.

Şüpheden sanık yararlanır ilkesi ceza hukukunun temel ilkelerinden birisidir. Sanığın uyuşturucu madde ticareti yaptığına dair şüpheden uzak kesin ve inandırıcı maddi bir delil elde edilemediğinden beraatine karar verilerek mahkememizin 31.05.2007 tarih ve 2007/84-138 esas karar sayılı ilamıyla kurulan hükümde direnilmesine karar vermek gerekmiştir” gerekçesiyle önceki hükümde direnmiştir.

Bu hükmün de Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay C. Başsavcılığının 02.01.2014 gün ve 111909 sayılı “bozma” istekli tebliğnamesi ile Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.

Özel Daire ile yerel mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığa isnat olunan uyuşturucu madde ticareti suçunun sabit olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir.

İncelenen dosya kapsamından;

18.03.2007 tarihinde düzenlenen tutanağa göre; görevli polislerin asayiş ekibi olarak ring görevi ifa ettikleri sırada, Sinanpaşa Mahallesi köylü garajında daha önceden uyuşturucu madde bulundurmak ve kullanmaktan kaydı bulunan sanığı gördükleri, yapılan üst yoklamasında montunun altında kabarıklık görüldüğü ve ne olduğu sorulduğunda sanığın cebinden çıkarıp polislere vermiş olduğu poşette dokuz adet beyaz kağıtlara sarılı içinde esrar maddesi bulunan paketler görülerek muhafaza altına alındığı,

Adana Kriminal Polis Laboratuvarının 09.04.2007 gün ve 1225 sayılı raporuna göre; ele geçen 27 gram kenevir bitki parçalarından 9,5 gram esrar elde edilebileceğinin tespit edildiği,

Sanığın incelemeye konu eylemden yaklaşık 6 ay kadar önce de üzerinde beş ayrı kağıt parçasına sarılmış, brüt 7, net 2.5 gram esrarla yakalandığı,

İncelemeye konu uyuşturucu ticareti suçundan açılan davada, yerel mahkemenin tensip tutanağıyla sanık hakkında kullanmak amacıyla uyuşturucu bulundurma suçundan suç duyurusunda bulunduğu,

Anlaşılmaktadır.

Sanık aşamalarda; üzerinde yakalanan esrar maddesinin kendisine ait olduğunu, haftada bir esrar kullandığını, olay günü tanımadığı kişilerden esrar aldığını, eve giderken polislerin yakaladığını beyan etmiştir.

5237 sayılı TCK’nun “Uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti” başlıklı 188. maddesinin 3. fıkrası; “Uyuşturucu veya uyarıcı maddeleri ruhsatsız veya ruhsata aykırı olarak ülke içinde satan, satışa arz eden, başkalarına veren, sevk eden, nakleden, depolayan, satın alan, kabul eden, bulunduran kişi, beş yıldan onbeş yıla kadar hapis ve yirmibin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır” biçiminde olup, madde gerekçesinde de vurgulandığı gibi üçüncü fıkrada, uyuşturucu ve uyarıcı madde ticaretine ilişkin çeşitli fiiller, ayrı bir suç olarak tanımlanmıştır. Buna göre; uyuşturucu veya uyarıcı maddelerin ruhsatsız veya ruhsata aykırı olarak ülke içinde satışı, satışa arzı, başkalarına verilmesi, nakli, depolanması ya da kazanç amacıyla satın alınması, kabul edilmesi veya bulundurulması, bir ve ikinci fıkralara göre ayrı bir suç oluşturmaktadır.

Aynı Kanunun “Kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın almak, kabul etmek veya bulundurmak” başlıklı 191/1. maddesi ise; “Kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın alan, kabul eden veya bulunduran kişi, bir yıldan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır” şeklinde düzenlenmiş olup, gerekçesinde de belirtildiği üzere, madde metninde, izlenen suç politikası gereği olarak, uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanmak değil, kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın almak, kabul etmek veya bulundurmak fiilleri suç olarak tanımlanmıştır.

Uyuşturucu madde bulundurma eyleminin, kullanmak için uyuşturucu madde bulundurmak suçunu mu, yoksa uyuşturucu madde ticareti suçunu mu oluşturduğunun tespitinde belirgin rol oynayan husus, bulundurmanın amacıdır. Ceza Genel Kurulunun 15.06.2004 gün ve 107-136 ile 06.03.2012 gün ve 387-75 sayılı kararları başta olmak üzere bir çok kararında da belirtildiği üzere, uyuşturucu madde bulundurmanın, kullanma maksadına matuf olduğunun belirlenmesinde dikkate alınması gereken ve öğreti ile uygulamada da kabul görmüş olan bazı kriterler bulunmaktadır.

Bunlardan ilki; failin bulundurduğu uyuşturucu maddeyi başkasına satma, devir veya tedarik etmek hususunda herhangi bir davranış içine girip girmediğidir.

İkinci kriter, uyuşturucu maddenin bulundurulduğu yer ve bulunduruluş biçimidir. Kişisel kullanım için uyuşturucu madde bulunduran kimse, bunu her zaman kolaylıkla erişebileceği bir yerde, örneğin genellikle evinde veya işyerinde bulundurmaktadır. Buna karşın uyuşturucunun ev veya işyerine uzakta, çıkarılıp alınması güç ve zaman gerektiren depo, mağara, samanlık gibi bir yere gizlemesi kullanma dışında bir amaçla bulundurulduğunu gösterebilir. Yine, uyuşturucunun çok sayıda özenli olarak hazırlanmış küçük paketçikler halinde olması, her paketçiğin içine hassas biçimde yapılan tartım sonucu aynı miktarda uyuşturucu madde konulmuş olması, uyuşturucu maddenin ele geçirildiği yerde veya yakınında, hassas terazi ve paketlemede kullanılan ambalaj malzemelerinin bulunması, kullanım dışında bir amaçla bulundurulduğu hususunda önemli bir belirtidir.

Üçüncü kriter de, bulundurulan uyuşturucu maddenin çeşit ve miktardır. Uyuşturucu madde kullanan kimse genelde bir ya da benzer etki gösteren iki değişik uyuşturucu maddeyi bulundurur. Bu nedenle değişik nitelikte ve farklı etkileri olan eroin, kokain, esrar ve amfetamin içeren tabletleri birlikte bulunduran sanığın bunları satmak amacıyla bulundurduğu kabul edilebilir. Kişisel kullanım için kabul edilebilecek miktar, kişinin fiziksel ve ruhsal yapısı ile uyuşturucu veya uyarıcı maddenin niteliğine, cinsine ve kalitesine göre değişiklik göstermekle birlikte, Adli Tıp Kurumunun mütalaalarında esrar kullananların her defasında 1-1,5 gram olmak üzere günde üç kez esrar tüketebildikleri bildirilmektedir. Esrar kullanma alışkanlığı olanların bunları gözönüne alarak, birkaç aylık ihtiyaçlarını karşılayacak miktarda esrar maddesini ihtiyaten yanlarında veya ulaşabilecekleri bir yerde bulundurabildikleri de adli dosyalara yansıyan ve bilinen bir husustur. Buna göre, esrar kullanan faillerin olağan sayılan bu süre içinde kişisel olarak kullanıp tüketebilecekleri miktarın üzerinde esrar maddesi bulundurmaları halinde, bulundurmanın kişisel kullanım amacına yönelik olmadığı kabul edilmelidir.

Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;

Emniyet görevlilerince daha önce hakkında uyuşturucu bulundurmaktan işlem yapıldığı için bilinen ve tanınan sanığın, olay tarihinde uyuşturucu maddeyi kolaylıkla satabileceği köylü garajında yakalanması, yapılan üst aramasında montunun cebinde satışa hazır dokuz ayrı pakete sarılı esrar maddesinin bulunması, sanığın yaklaşık altı ay önce de yakalandığı yerin yakınlarında benzer şekilde satışa hazır beş ayrı pakete sarılı esrar maddesiyle yakalanmış olması göz önüne alındığında, ele geçen net olarak 9,5 gram esrar elde edilebilecek toplam 27 gram uyuşturucu maddeyi uyuşturucu madde ticareti yapma amacıyla bulundurduğu kabul olunmalıdır.

Bu itibarla, Özel Daire bozma kararı yerinde olup, yerel mahkeme direnme hükmünün bozulmasına karar verilmelidir.

Çoğunluk görüşüne katılmayan Genel Kurul Başkanı ve dokuz Genel Kurul üyesi ise; “Sanık tüm aşamalarda içmek için kimliğini bilmediği kişilerden aldığı esrarla eve giderken yakalandığını savunmuş, savunması doğrultusunda esrar kullanmadan hüküm giymiştir. Bu durumda ayrıca uyuşturucu madde ticaretinden de sanık aleyhine hüküm kurmak hak ve nesafet kurallarına uygun olmadığından, sanık savunmasına ve yakalanma yerine, şüpheden sanık yararlanır ilkesine göre isabetli olan yerel mahkeme hükmünün onanması gerektiği” düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.

SONUÇ: Açıklanan nedenlerle;
1- Adana 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 21.02.2013 gün ve 385-109 sayılı direnme hükmünün, sanığın eyleminin uyuşturucu madde ticareti suçunu oluşturduğunun gözetilmemesi isabetsizliğinden BOZULMASINA,
2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 10.06.2014 günü yapılan müzakerede oyçokluğuyla karar verildi.